| Danimarka Gezi Notları |
|
Viking’lerin yarattığı, yeşil ülke Danimarka “ Soğuk bir kış sabahı, Copenhagen-Kastrup havaalanına indiğimde, birazdan içine karışacak olduğum masalsı dünyayı tahmin bile edemezdim…” Sergi için davet edildiğim Danimarka’nın Aarhus şehrinde, “ bir Sevda masalı” isimli sergimin açılışından sonra, 1800’lü yılların mimarisi içinde tam bir ay boyunca Copenhagen ve çevresini gezdim… Planlı oluşturulmuş doğası ve özenle korunmuş mimarisiyle düzenli bir kent Copenhagen. Kubbeli kiliseler ve kırmızı tuğladan yapılmış eğimli çatılardan oluşan evlerin arasından adımladığınız geniş caddeleriyle gelişmiş bir kuzey ülkesi…kimi zaman sokak çalgıcılarının keman sesleriyle yürüyorsunuz, vikinglerin ülkesinde ! Köşede şekerli badem kavuran seyyar satıcıların arasından sosisli sandviç ve üşüdüğünüzde içinizi ısıtacak bir kahve alabileceğiniz mini büfeler…Hemen her yer çiçekçi, kuzeyde açmış laleleri görmekse başka bir mutluluk veriyor insana. Copenhagen’da yürüyerek gezmek hiç zor değil. Bir milyonu aşmayan nüfusuyla geniş cadde ve sokakların kolaylıkla birbirine bağlandığı bir Avrupa şehri. Eğer elinizde bir haritanız varsa, turist olarak gidebileceğiniz her yer birbirine yakın… Yayalar ve bisikletliler trafikte önceliğe sahipler. Daha sarı yandığında duran arabaları görmek, yeşilde dahi ezilme tehlikesi geçiren bizler için bir mucize gibi…Halkı bisiklet kullanmayı seviyor. Ülkeye özel üretilmiş bisikletlerin önlerine, çocuklarını yada eşyalarını taşıyabilecekleri, kapalı bir aksam yerleştirilmiş… Sanata ve sanatçıya verdiği destek, ülke ve dışardan gelen yabancıların sanata eğilmesinde büyük etken… Kraliyet Akademisi, yetenekli insanların müzik, resim ve pek çok dalda eğitim almasını sağlıyor. Müzelerine ayrı önem veren Danimarkalılar, şehrin pek çok yerinde kütüphane, Opera ve Bale, tiyatro binaları ve kültür evlerine sahipler. Kültür evlerinde verilen dans, dil, sanat vs. kursları, gri gökyüzüne sahip, kuzey ülkesi yaşayanlarının zamanını daha iyi değerlendirmesi için boş bırakmıyor… Şehrin kafeleri müthiş…Dışarıda ki -10 yada daha düşük bir sıcaklık sonrası, sıcacık bir kafeye bırakıyorsunuz üşümüş bedeninizi…Cafe Latte’nizi yudumlarken, duvardaki mini fotoğraf yada resim sergisini izliyorsunuz…Şimdilerde bazı kafelerde sigara içmek serbest, fakat 1 Nisan 2007 tarihinden sonra kafelerde sigara yasaklanıyor. Kafeler, saat 18.00 sonrası ağzına kadar insan dolu… Carlsberg şehrin ucundaki büyük üretim merkeziyle, bir dünya markası. Kafelerde, sıcak bir kahve içmek istemiyorsanız eğer, doğal olarak tuborg yada carlsberg masanızdaki yerini alıyor…Carlsberg firması, bugüne kadar geçirdiği aşama ve yolları anlattığı minik bir bira müzesine sahip. İki ayrı binanın köprüyle buluştuğu tesisi, iki kocaman fil taşımakta… Danimarka’lılar kendi tarihleriyle barışmış bir toplum. Ulusal Müzelerinde “Danlar Kimdir” başlıklı özel bir bölüm hazırlamışlar. Meraklısı Danimarka tarihini orada yakından izleyebilir. Sahip oldukları tüm müzelerin içinde konser ve ayrıca sergi salonları bulunmakta. Ve eğer istiyorsanız müzeyi, kahvenizi yudumlayarak gezebilirsiniz. Müzelerinde fotoğraf çekmek yasak değil. “ STATENS MUSEUM for KUNST ” – Devlet Sanat Müzesi - dört katlı bir bina olup, eskiden yeniye oluşturduğu sanat eseri yerleşimiyle, gezmeye doyamayacağınız güzellikte… Belki birgün gelir diye giden sevgiliyi bekleyen deniz kızı heykeli, yeni yapılan Opera ve Bale binasına sırtını vermiş. Aralarında oluşturulmuş mini bir deniz var. Birazcık daha denize doğru almışlar minik heykeli (Biliyorsunuz yakın zamanda heykel ciddi tacizlere uğramıştı.) Gün içinde pek çok ziyaretçisi var deniz kızının, ama en çok Japonlar… Bir zamanlar rasathane olarak kullanılan RUNDETAARN (döner kule), şehrin merkezinde mimari özellikleriyle dimdik ayakta. İki tarihi tuvalete ve içinde bir kiliseye sahip. Yaklaşık 20 katlı bir bina yüksekliğinde. Kuleye taş tabanlı bir zeminde, dönerek çıkıyorsunuz. Birkaç tahta basamak sonrası bütün Copenhagen ayaklarınızın altında kalıyor. Kraliçenin meydanında sembolik kıyafetleriyle iki asker yürümekte. Heykellerle dolu, bu geniş meydanı rahatlıkla gezebiliyorsunuz…Kraliçe bu meydana toplanan halkını, saray balkonundan dönem dönem selamlıyor ! Seramik konusunda oldukça başarılı olan Danimarka’nın seramik ustaları, en güzel eserlerini, Kraliyet üyeleri dışında, Kraliyet Seramiklerinin sergilendiği mekanlar için hazırlıyorlar. Birçok ülke vatandaşını içinde ağırlıyor Danimarka, Afrika ülkelerinden, Asya’ya kadar … Türk’lerin bu ülkedeki sayısı azımsanmayacak kadar çok. Van, Konya ve Çorum bu ülkeye en çok göç veren illerimiz arasında. Çinliler, Danimarka ekonomisindeki yerlerini çoktan almışlar. Tüm hediyelik mağazaları ve lokantalarıyla… Ne alırsan 1 YTL ye yabancı olmayan ben, ne alırsan 10 krona’a yazısını görünce inanın hiç şaşırmadım. Ekonomisini süt ve süt ürünlerinin yanı sıra çiftçilikle kalkındıran bu kuzey ülkesinin sokaklarında, soğuk ama inanamayacağınız kadar temiz bir havada geziyorsunuz. Enerjisini yel değirmenlerinden sağladığı için kent dokusu kirlenmiyor. Ekolojik tarım, devlet desteği ve kontrolü altında yapılıyor. Danimarka Televizyonlarında siyasetçileri çok az görmektesiniz. Daha çok belgesel ve sinema filmlerine yer veriyorlar. Hava koşullarının sert olmasından dolayı hava durumu detaylı verilmekte. Kökleri toprağa tutunamayan ağaçlar, her fırtına sonrası yerle bir oluyor. Şehir merkezindeki Meclis binasını rahatlıkla gezebilir ve milletvekilleriyle siyasi açılımları konuşabilirsiniz. 23 – 24 yaşlarındaki genç milletvekilleri sizi şaşırtmasın, çünkü akla ve bilgiye yatırım yapıyorlar. Paten sahası sürekli dolu. Sahanın hemen yanındaki yerden paten kiralayabileceğiniz gibi, kendi pateninizle saatlerce buzda dans yapabilirsiniz. Akşam, kış güneşinin ortadan kaybolmasıyla masalsı kenti karartıyor… Her yer ışıl ışıl, çok uzaklardan çan sesleri gelmekte. 1800’lü mimarileri dimdik ayakta dururken, bazı mekanlar kent dokusunu bozmadan tadilatta. Şimdilerde çağdaş mimariye önem vermeye başlamışlar. Mesela, eski Kraliyet Kütüphanesi tüm eskimişliği ve heykelleriyle, SİYAH ELMAS adını verdikleri çağdaş yeni binasına, bir köprü aracılığı ile bağlanmış….Köprünün altından arabalar geçerken, siz yeni kütüphaneden eski kütüphaneye bu köprü aracılığı ile geçiyorsunuz. Bu kütüphanenin içinde, sergi ve konser salonunun yanı sıra, kafe ve kitapçılarda bulunmakta. Eski kitap kokusuyla gezdiğiniz bu muhteşem yapıdan ayrılmak oldukça zor ! H. C. Andersen’i ziyaret ediyorum. Çocukluğumun masal yazarı anılarımı canlandırıyor. Kurşun askerlerin ayak sesleriyle geziyorum koca mezarlıkta. Bizim ülkemizde mizah yazarı ne kadar kolaysa, orada da masal yazarı olmamak elde değil ! Mezarlığın sarı duvarlarının karşısında duran 4 katlı, duvarları imza dolu siyah bina gözüme çarpıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar gününün ilan edildiği binanın burası olduğunu öğreniyorsunuz. Bina, otonomlar tarafından ele geçirilmiş. Siyah giyimli bu sanatçılar topluluğu bu evde barındıkları için sürekli polisle çatışıyor. Eğer onlarla kalmak istiyorsanız, size kucak açıyorlar. Bir gece kapısından giriyorum, bu anlamlı binanın. Kapıda ki müthiş kalabalık, içerideki Rock Konserinin çok keyifli geçeceğinin habercisi. Kapıda bilet yerine, kolunuza kaşe basıyorlar, kısacası hiçbir bilet sahibi arkadaşlarını ücretsiz içeriye alamıyor. Konserin ortalarında herkes sahnede, herkes geceyi tadında yaşıyor. CHRISTIANIA’ya gitmeden, deniz kenarında kuğuları seyrediyorum. Deniz arada bir buz tutuyor, su üstünde yürüyen ördek ve kuğuları kimileri elle beslemeye geliyor… CHRISTIANIA, ülke içinde mini bir ülke konumunda. Kırmızı üzerine 3 sarı daireden oluşmuş bayrakları, sinema, okul, kafe, tiyatro ve özel yönetim kadrosuyla özerk bir yer. Sanatçıların başını çektiği bir başkaldırmayla yıllardır varlığını sürdüren CHRISTIANIA, son yıllarda zor zamanlar yaşamakta. Polis ve siyasiler tarafından sürekli gözetim altındalar. Copenhagen’a bu kadar yakın, sistemli bir ülkenin içinde tahmin edemeyeceğiniz kadar özgür bir yerleşim alanı CHRISTIANIA. Kış güneşinin arada bir gülümsediği, gri gökyüzünün bana arkadaş olduğu zamanlarda adım adım gezdim bu kenti…Gelişmiş adacıklar ülkesi, köprüyle yada deniz taşımacılığıyla birbirine bağlanıyor. Tarihi dokusu, masalsı mimarisiyle görülmeye değer bir yer. Eğer yolunuz Danimarka’ya ve Copenhagen’e düşerse cafe latte içmeden gelmeyin !... SEVDA KESİM |
